Reklam
  • Reklam
Reklam
Attila Bozoğlu

Attila Bozoğlu

Anna Maria

Hatırlar mısın Anna Maria,

Nasıl da yağmur yağıyordu o gün?

Göl gibi olmuştu her yer.

Otobüsten iner inmez sırıl sıklam olmuştum.

Kuğulu Parka sığındım bir nebze olsun yağmurdan kaçabilmek için.

En sık ağaçlıklı köşeye doğru koşturmuştum.

O çok sevdiğim, antika görünümlü demir döküm bankın, bir ucunda sen oturmuştun.

Hatırladın mı Anna Maria?

Yıldırım gibi çarpmıştın beni.

Yeşil yapraklar altında yemyeşil iri iri gözlerle beni izliyordun şaşkın.

Yapraklar mı, yoksa senin gözlerin mi daha yeşildi hala çözemedim Anna Maria.

İnce beline, söğüt dalları gibi nazlı nazlı sarkan, uzun simsiyah saçlarınla

ve yağmurun ıslatarak iyice belirginleştirdiği iri memelerin arasında süzülen yağmur damlaları….

Unutamadığım bir güzellikti bu.

Öylece ayakta dikilmiş, donup kalmıştım.

Seni seyrediyordum hayranlıkla.

Yağmur süzülüyordu şakaklarımdan aşağı.

Gülümsedin bana.

Bankı işaret ettin oturmam için.

-Merhaba.

Kusura bakmayın.

En korunaklı yer burası.

Sizi rahatsız etmek istemezdim.

Ama gördüğünüz gibi sırıl sıklam oldum.

Tatlı tatlı gülümsedi.

-Mi dispiace, ma io non parla Turca.  (Üzgünüm ama ben Türkçe bilmiyorum)

-Non e importante. Lo parlo İtalano io. (Önemli değil, ben İtalyanca konuşuyorum.)

- Çok sevindim.

Benim adım Anna Maria.

-Ben de Attila.

 

-İtalyanca konuşabilmene o kadar sevindim ki…

Nereden baksan 20 günü geçti Ankara ya geleli.

Babam sefarete yeni tayin oldu.

Bu güne kadar burada kimse ile konuşamadığım için bayağı sıkıldım.

Arkadaş olmak isterim seninle.

Şansa bak yahu.

Yağmurun beni böyle bir güzellikle tanıştıracağı kimin aklına gelirdi be…

 

Ne güzel günlerdi onlar Anna Maria.

Ne çok gezmiş, ne çok eğlenmiştik seninle.

Papazın bağında çay içmiş, sonrada çılgınca sevişmiştik ağaçların altında….

Jawa marka kırmızı bir motosikletim vardı o tarihlerde.

Gurur duyardım onunla.

Nasıl hayretler içinde bırakmıştın beni Anna Maria.

Bir deneyim demiştin.

Israr etmiştin tek başıma bineceğim diye.

Bisiklete benzemez bu.

Hiç olmaz ise arkana ben oturayım.

Arkana bile oturtmadın beni Anna Maria.

Yalvar yakar bir türlü ikna edemedim seni.

 

Çalıştırdığın gibi fırlamıştın motorla.

Benden bin kat daha usta kullanıyordun Jawa yı.

Sorrento da otururken babamın bir Vespası vardı.

İşte onunla Babam öğretti bana motora binmeyi.

Napoli merkeze taşındığımızda da bir Moto Guzzi aldı.

Bende Guzzi ile ilerlettim maharetimi.

 

Hafta sonları çiftliğe dondurma yiyip bira içmeğe giderdik.

Papağan Yakup la konuşur.

Azade ve Mohini nin hortumlarını okşardık.

 

Kuğulu parka ikimizde hayrandık.

Havuz başındaki banklara oturur, kuğuları beslerdik bisküvi ile.

Hava kararamaya yakın park tenhalaşır, bizde güneşin batışını seyrederek öpüşürdük.

Ne tatlı, ne dolgun dudakların vardı Anna Maria!

Kendimden geçerdim seni öperken….

Hatırlar mısın?

Nasıl yakalamıştı Bekçi bizi?

Tam birbirimize sımsıkı sarılmış, büyük bir hararetle öpüşürken, bir ses gürledi arkamızda.

-Nörüyon len sen?

Ne yapıyon avrada öyle bakim?

-Sana ne be Bekçi dayı.

Kız benim yavuklum.

Hiç öpmedin mi  sen yavuklunu?

-Ben ağnamam yavuklu falan.

Galk gidiyok garagola.

Bak nasıl burnundan getirir Gomiser Bey senin.

Gavaklıderenin göbeğinde, al elin gızını goynuna,

Şapırda şupur.

Şapırda şupur.

 

Neyse gittik karakola.

Anna Maria'nın eli ayağı titriyor korkudan.

Ya Elçiliğe haber verirlerse?

Ya Babam duyarsa diye sürekli söyleniyor.

 

Baş Gomseri görcez dedi koridordaki  polise.

Kapıyı tıklattıktan sonra önce kendi girdi odaya.

İki dakika sonrada bizi soktu içeri….

-Bu ikisi gomiserim.

Kuğulu park da, banka oturmuş emişirlerdi.

Komiser babacan birine benziyor.

Bana Türk filmlerinde komiser rolünü oynayan Hulusi Kentmeni hatırlattı.

Anna Maria’ya eliyle yaklaş diye işaret etti.

-Utanmadın mı kız öpüşürken?

Ya anan baban duysaydı….

Ya da bir tanıdık görseydi?

Düşünmedin mi hiç ha?

-Mi dispiace ma io non parla Turca.

(Özür dilerim Türkçe bilmiyorum)

Bana döndü komiser.

-Ne diyor şimdi bu?

Dalgamı geçiyorsunuz benimle siz?

-Hayır, komiser Bey.

Kız İtalyan.

Yeni gelmiş Ankara’ya İtalya’dan.

Bana ilk bakışta âşık oldu.

O istedi onu öpmemi.

Ne yapsaydım yani Komiser Bey?

Ben seni öpemem mi deseydim.

Yakışır mıydı bu Türk gencine?

Kızın yüzüne bakamazdım bir daha utançtan.

Anna Maria dan pasaportunu göstermesini istedim Komiser Beye.

-Anna Maria ha?

İsmin Anna Maria.

Pasaportun tek tek sayfalarını çevirip söyleniyor.

-Gut, gut.

Anna Maria.

Sonra da bekçiye dönüyor.

-Rahat bırak sende bundan böyle bu ikisini.

Ne yapsın yani bu genç çocuk?

Bulmuş gâvur kızını.

Kızda istiyor madem…

Azıcık öpüversin.

İdare ediver işte.

Türk erkeğinin şerefi mevzubahis.

Komiser Beye teşekkür ettim ve elini öptüm.

Odadan dışarı çıkınca, Bekçi kolunu omzuma attı.

-Söyleyeydin ya be delikanlı gâvur gızı olduğunu. 

 Bilseydim, görmezden gelirdim sizi.

Bu olaydan sonra bekçi Satılmış, en iyi dostlarımdan biri oldu.

Senelerce kopmadık birbirimizden.

Ara sıra dalga geçerdi benimle.

-Yagalamış gâvurun gızını, emişirde emişir diye.

 

Üç dört ay sonra yeni bir huy edindi Anna Maria.

Geçmiş Pazar günü günah çıkartmadıysa, katiyen sevişmiyor benimle.

Ne kadar yalvarsam da beyhude.

İlk aylar her Pazar ben götürüp bırakıyordum onu ayine.

Sonraları bana da ısrar etmeye başladı.

Sende benimle gel hiç olmaz ise ayine katıl diye.

Allahtan genç bir papaz ile arkadaş olmuştum elçilik kilisesinde görevli.

Padre Corrado.

Sevgilim istiyor dedim.

Bende gelmek istiyorum Pazar ayinlerine diye müsaade istemiştim padre Corrado dan.

Hatırladın mı Anna Maria.

Komünyon ayinlerine bile katılmıştım seni memnun etmek için.

 

Bir Pazar, ısrar kıyamet benimde günah çıkartmamı istedi Anna Maria.

Ne kadar direndiysem de ikna edemedim.

Sevişmem seninle dedi.

-Günahkâr biriyle sevişemem işte.

Eee daha önceleri seviştik ya Anna?

-Olsun.

Şimdi yeni idrak ettim günahımı.

 

Neticede âşıktım Anna Maria’ya.

Çaresiz kabul ettim.

-Bak ama Anna.

Yalnızca bir kere.

Sırf seni memnun etmek için.

 

O Pazar, bende bekledim sıramı günah çıkartılan kabinin önünde.

Sıra bana gelince, papaz ile konuştuğun pencere önündeki tabureye oturdum. 

-Anlat bakalım.

Nedir günahın oğlum?

Çok günah işledim padre.

Seneler oldu ki günah çıkartmadım.

Yalan söyledim.

Yalan yere yemin ettim.

Birçok kadınla kızla seviştim.

Dualarımı aksattım.

Bazen de sevdiklerime kötü davrandım.

(Padre ye söyleyebileceğim başka da günah gelmiyor artık aklıma!)

Ne olur günahlarımı affettir padre?

-Tamam evladım.

Üç kere Ave Maria ve üç kerede Pregaria pe i peccati dualarını oku.

-Hadi bu saydığın günahlarını bu dualarla affettirdik.

Ama en büyük yalan ve günahını ne yapacağız?

Birden şaşırdım.

-Hangi büyük günahım padre?

-Sinyor Attila.

Hristiyan olmadığın halde İsa’yı aldatmaya kalkışmanı ne yapacağız?

Sessizce kalkıp Anna Maria’ya haber vermeden kiliseden çıktım.

Meğerse benim günahını çıkartmak için kabin de konuştuğum peder Bruno, peder Corrado’nun yakın arkadaşı imiş ve benimle Anna Maria’nın durumunu biliyormuş.

 

İşte böyle Anna Maria.

Seni hiç unutmadım

Seni düşündükçe hala heyecanlanıyorum.

Kalbimin bir köşesi hala senin.

Seni, yemyeşil badem gözlerini, iri dimdik göğüslerini hiç unutmadım, unutamadım.

Duyduğum kadarı ile Amalfiye yerleşmişsin.

Sana ikizin gibi benzeyen bir kızın varmış.

Bilmem ki mutlu musun Anna Maria?

Ailen müsaade etseydi de eğer evlenseydik, acaba daha mı mutlu olurduk?

Beni unuttun mu ?

Papazın bağını, yağmurda sırıl sıklam yürüyüşlerimizi, çakan şimşekler altında fütursuz öpüşmelerimizi.

Kuğulu parkı, beyaz kuğuları?

Hatırlıyor musun Anna Maria.

Ben seni hiç unutmadım.

Ti amo.

Seni hala seviyorum Anna Maria.

Bu yazı 174 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar